Diğer Diller
Şu anda 197 konuk ve 3 üye çevrimiçi
| Meymano Dendar |
|
Meymano Dendar Barış Aslan Bir halk, o halkın koca bir kültürü ezgilere sığdırılabilir. Helede Kürt halkı gibi, etnisitesine ait herşeyi zalim tarafından yasaklanmış bir halk ise sözünü ettiğimiz; insanlığın en güzel icatlarından olan yazılı dilden yoksun ise, (ki; bir dil, bir halk demektir) işte o zaman sözlü kültür bir halkın bütün varlığını imgelere saklar. Saklar da, kendinden sonraki kuşaklara kutsal emanetler gibi kah ezgi, kah şiir, bazen bir masal (sanık-çirok) olarak armağan eder korunması ve süreği için... Aşağıya aktarılan ezginin deşifresini yaparsak karşımıza bu türden bir gerçeklik çıkar. Belki iyi bir çeviri olmadı, Mehmet abi önce bağışlasın. Başımıza bela ettiği bu şiiri koyacak bir yer arıyorum nicedir. Bulamadım daha. Bulmaya çalışıyorum, bulana kadar... Sonra okur arkadaşlar bağışlasın. Çeviride ve diğer ifadelerdeki eksiklikleri gidersin gerek duyanlar kendince... Biraz önce dinledim, benim meymano dendar olarak aklımda kalanlar bunlar. dendar Ez tore na zerya xo yakeri Be tore decanê xo vaceri Xelê waxt teyna nalee na zeryam Ustena çe mê rijiyê be to Dendare tiyo, ez tore mıneto Meymana xızıria to aspara Hewnê mıde fetelina Gula to boa gula usaria Serê mıde çerexina Ez tore ni baxçê xo rakeri Be tore kılama xo vaceri Esqê ni dem u dewran tiya Roştiya mê tiya tariye dina de Dendarê tiyo ez tore mıneto Türkçesi: Ben sana bu yüreğimi açayım Gel sana ağrılarımı anlatayım Hayli zamandır yalnız inledi bu kalbim Evimin direği yıkıldı sensiz Borçlunum senin, minnettarınım Xızır'n konuğusun sen, atlısın, rüyamda geziniyorun Gülsün sen, bahar gülü kokususun Başımda döneniyorsun Ben sana şu bahçemi açayım Gel sana şarkımı söyleyeyim Bu demin devranın aşkı sensin Işığım sensin dünya karanlığında Borçlunum senin, minnettarınım "Ez tore na zerya xo yakeri/ be tore decanê xo vaceri" derken ozan; mensubu olduğu kavimin dil ve kültür zenginliğinden oldukça yüksek düzeyde haberdar olduğunu farkediyor insan. Aslında belki de yazılı halinden yoksun olduğu ve sürekli bir baskı altında olmaktan olsa gerek ki; kırmancki ağrıyan; ağrıya yakın duran bir dildir belki de. Yüreğini açmaya hazır ve ağrıları paylaşmak kadar da insancıl. Elbette ki ozanın buradaki duyarlılığının çok büyük bir payı var. Ama bir de bu türden imgelere sahip bir dilin, bir dili taşıyan köşe taşları olan imgelerin bu derece bitişik durduğu bir dilin iç zenginliği söz konusudur ki, inançsal bazı ritüelleri başta olmak üzere bir çok olayı, öyküyü, anlatımı bir tek imgede verebilecek kadar da zengindir. Yüreği açmak ve ağrıyı biriktirip paylaşabilmek insan algılarının temiz kalmışlığı ve sevmek, paylaşmak, karşıdakine saygı, yüceltme ve en önemlisi de tahammül gibi erdemlere işaret eder. "Xelê waxt teyna nalee na zeryam / ustına çe mê rijiyê be to" kavminden kopmuş bir insanın biriktirdiği yalnızlık ve ağrılara işaret etse de kısmen, temel vurgu sevgiyi yüceltmek ve sevgilinin yüceltilmesi, karşıdakinin onore edilmesinedir burada. "Ustına çeyi" yani evin direği, Kırmançlar'da önemli bir imgedir. Bir biçimde hayatın döngüsünün bağlı olduğu, temel ekseni ifade eder. Yaşamın üzerine kurulu olduğu döngüyü yani. Hemen ardından çok ustaca "dendare tiyo ez tore mıneto" yani sana borçluyum, minnettarınım derken ozan, mensubu olduğu kültüre, o kültürün kendisine bahşettiği duyma hallerinin içinde; duyduğu aşkhalinin, yaşadığı güzel duyguların sahibi, kendine bağışlayanı olarak da sevgiliyi yüceltiyor. Buradaki yüceltme biçimi kulluğu içermiyor. İnsanın insanla ilişkisinde paylaşarak, çoğalarak ve daha doğrusu birbirinden aldığı güzellikleri kendi renklerine katarak elde ettiği bir güzellemeyle karşıdakine ve ozan olma durumundan kaynaklı olarak da etrafına verme nezaketi ve sevgi halidir. "Meymana Xızıria to aspara/ hewnê mıde fetelina/ gula to boa gula usaria serê mıde çerexina" Xızırın konuğusun sen, atlısın, rüyamda geciniyorsun, gülsün sen, bahar gülü kokususun başımda döneniyorsun. Aramızda birçok arkadaş birebir bilir, bilmeyenlerin bir çoğu okuyarak bir biçimde duymuştur bunu. Burada anlatılan şudur: Kızılbaş-Alevi inancında, özellikle de Dersim ve çevresinde "Xızır Orucu" diye üç günlük bir oruç tutulur. Bu orucun her günü ayrı bir sebeple tutulur ve kendine has ritüelleri vardır her günün. Fakat uzun olacağından ilk iki günü geçip, yukarıda deşifre etmeye çalıştığım klamın konusu olan "Xızır konuğu" kısmını anlatacağım. Bu orucun son gününün gecesi, yani üçüncü gece bekar insanlar su içmezler. Özellikle yağlı ve tuzlu şeyler yedikleri de olur iyice susamak için. Derler ki; gece, rüyasına giren, kendisine su veren, ya da evininin, köyünün yakınında bir yerde su içilen insan rüyanın sahibinin kaderidir. Büyüklerimizden birçok bu türden bir su verme ve kader olma öyküsünün gerçek olduğunu duymuşluğumuz var. Ozanın burada kastettiği konukluk ve rüyasında dolaşma hali budur. Güllere benzettiği, oradan öte güllerin kokusuna benzetip başında dolandırdığı da bu konukluktan kendisine sevgili olmuş insandır işte. Dördüncü gün, yani orucun bittiği gecenin ertesindeki sabah, evin en yaşlı kadını, diyelim ki evde gelinler de vardır ama bunu yapan en yaşlı kadın olmalıdır; erkenden kimse uyanmadan kalkar ve gündoğumu yanına dönerek şöyle bir dua eder "Ya tica homete, tenga ma bırese. Sıftı rısqe ter u türi, 72 mıleti, bado ye der u cirani ucara tepia ye çe mı kem meke! Hometa xo tepa meverde" Ey evreni ışıtan büyük güneş-ışık, bizi darda bırakma. Önce kurdun kuşun, börtü böcegin, 72 milletin, sonra konu komşumun en sonra da benim hanemin, çocuklarımın rızkını eksiltme. Kudretini bizden esirgeme! Görüldüğü gibi, sadece sevgiliyi yüceltme şeklinde bir hal yok burada, duasında bile önce börtü böceğin, kurdun, kuşun, sonra bütün insanlığın ve konu komşunun en sonunda kendisinin iyiliğini isteme hali vardır. Aslında pagan kültürlerin, yani doğa ve insan merkezli kültürlerin tümünde buna benzer durumlar vardır. Dua bittikten sonra, yaşlı kadın su almaya gider. Derler ki; o sabah en erken uyanan insan Xızır'ın boz atıyla geçtiğini görürmüş. Hızırın atının eğilip içtiği kaynaktaki su zemzem suyudur. Tabii bunu sadece kalbi temiz ve kötülük etmemiş-etmeyen biri görebilir. Sonra yaşlı kadın bu sudan getirip çocuklarına içirir ve o günkü yemeklerini bu suyla yapar. Mümkünse bu suyla çocuklarına, torunlarına banyo da yaptırır. Bu banyo sırasında, yani çocuklarını yıkarken "Xızır derd u belayı sizden uzak götürsün. Ayağınız taşa değmesin, ruhunuz ve bedeniniz bu su kadar temiz ve dertsiz olsun" şeklinde bir de dua eder. En son, ahali uyandığında, orucun son günü komşu köylerden konukluğa gelmiş insanlarla birlikte kurbanlar kesilir, ve sadece bu orucun son gecesi yapılan bir yemek "Qaute" yapılır. Küçük çocuklar; kesilen kurbanlardan ve kızartılmış buğdayın öğütülmesiyle elde edilen ve kaynatıldıktan sonra içine kaynatılmış tereyağı ve şerbet dökülen bu yemekten nasibini almak için ev ev dolaşırlar. Sadece köyün çocukları da değil, yakın komşu köylerden de çocuklar toplanıp gelirler. Gittikleri her evin kapısında sevgiyle karşılanır, büyükler tarafından gözlerinden öpülür ve payları verilir. Zemheri ayı boyunca her hafta bu oruç başka bir aşiret tarafından tutulur. "Ez tore ni baxçê xo yakeri/ be tore klama xo vaceri/ esqê ni dem u dewran tiya, roştiya mê tiya tariyê dina de" Ben sana bahçemi açayım derken kastettiği gönül ve ruh bahçesidir ve buna ek olarak da bu bahçeyi güzelleyen hali bir ezgide dillendirmeye işaret eder; "be tore klama xo vaceri" yani gel gönlümün sesini dillendirdiğim ezgimi söyleyeyim sana. "Bu demin, devranın aşkı sensin, ışığım sensin dünyanın karanlığında" derken sevgiliyi yüceltme hali doruğa çıkıyor. Işığa benzetilerek, dünyanın karanlığının kendisiyle aydınlandığını ve demin-devranın kendisiyle anlamlandırıldığını söylemektedir. Ama bu dilde düşünmenin avantajı diyor ki, buradaki aşkhalini, sevgiyi, sevgiliyi yüceltmek ancak çoğul olarak hissedilebilir ve çoğul olarak anlaşılmalıdır... Ben öyle anladım... Şiir: Mehmet Çetin. Müzik: Muharem Akgün
Albüm: Aşk Beni Büyütmedi / PATİKA |

