ÖYKÜ Konuşmaları-2 / Mehmet Çetin

.

Sorunlar:

1-Diğer anlatı sanatlarından ayrı olarak düşünüldüğünde öykü sanatının özellikle tekniğine ilişkin özgülükleri üzerine neler söyleyebilirsiniz?

2-Sizce günümüz öyküsü toplumsal veya insani işlevini ne oranda gerçekleştiriyor?

3-Bugün ''genç öykücülerimiz'' gibi bir olgudan söz etmek olası mı? Sizce öne çıkan isimler var mı?

4-Öykücülüğümüzde ''çocuk öyküsü'' konusundaki düşünceleriniz nedir?

.

İÇERDEKİ ÖYKÜCÜLER POTANSİYELİNİN NASIL BİR ETKİ YARATABİLECEĞİNİ ZAMANLA GÖZLEMYECEĞİZ ARTIK. BEN UMUTLUYUM

.

Mehmet Çetin

.

1-Öyküyü, öncelikle yaslandığı hayatın her cephesinde, yoğunlaşma/yoğunlaştırmanın etkin ifadelenişi olarak ele aldığımızda, diğer anlatı sanatlarından, teknik kuruluşuna ilişkin olarak da, kimi ayrılık noktalarını yakalayabiliyoruz sanırım. Kuşkusuz ki yoğunlaşmayı bir hacim sorunu olarak değil, daha çok, eylem/karakter/ilişki ve çatışmaları yoğun bir anlatımla ele alış, ifadelendiriş, teknik kuruluş, özgünlüğünde de başat rolü bilinçle teslim ediş olarak anlamak gerekmektedir. Yine, eylem/karakter/çatışma boyutlarında detaylamanın, savunulduğu üzre, karekterlerin çelişkin gösterimlerinin pek mümkün olmaması bana ikna edici gelmiyor. En ücra hücreye dek varamamyı öykünün yapısı gereği az çok anlarım, ancak çatışmanın gösterilememesini değil, içerik kuruluşundaki bu belirlenim, teknik kuruluş ve ifadeleniş olanaklarını da zenginleştirir diye düşünüyorum. Hayatın, nesnel olanın çelişkin birliğini, sanatsal düzlemde yeniden üretip, yoğunlaştırılmış bir anlatımla veren öykü; ruhsallaştırmayı, çeşitli karekter biçimlenişlerini ve bireysel kesitte yoğunlaşmaları, yine tikel olandan genel olana, yerelden evrensele gidişi, tipik olanı, çatışmaları vb., verirken kuruluşunu hayatın ve eylemliliğinin içinde aramalıdır. Zaman sorununda (ve uzamda da) statik durum gösterimlerini öyküde gereklilik olarak görmediğim gibi, tercihte etmiyorum. Teknik kuruluşa ilişkin özgülükte bu bağlantı unsurlarını bilinçle seçmek gerek diye düşünüyorum. Son olarak; öykü, kendi eylemliliğinde, ilk konuluş, dönüm noktası, içerik dalgalanışı ve yükselmesinin, teknik kuruluş bağlamında da doruk ve son savilişkisinin etkin verilebilmesinin, bu etkinin, bütün bir içerik düzenlemeye yayılmasına karşın, vuruculuğun yoğunlaştırılması, üstelik bunun son noktayı koyma gereği duyulmadan yapılabilmesi, böylece de okurun imgelem/bilincinde yeniden üretim sürecine daha hızlı girebilmesi önemsenmelidir diyorum. Ve yetkin bir dil, kurgulama, ifadelenişin vb. olayın temel unsurlarından olduğu da..

.

Herhalde ilk elden bunlar söylenebilir. Sözü uzun mu tuttuk ne?..

.

2-Günümüz öyküsünün toplumsal veya insani işlevini ne ölçüde yerine getirdiği sorusunu, bu işlevi yazın-sanatımızın ne ölçüde yerine getirdiği ile birlikte düşünmek gerekiyor. Ki günümüz öyküsü kendini özellikle yalıtacak ya da kendine hayli özgü bir yerde değil. Olaya bir ölçüde, şiir dışında pek coşkulu baktığımı söyleyemem. Eylülist dalaga öyküde de belirli bir tahribat yapabildi. Yine de, olumsuz etmenlere karşın, belirli bir direnme hattına yakın duran çabalar gözlemlenmedi değil. Ancak dahası gerek: Yani partizan bir konumlanış... artı, 'menzil'de daha geniş bir perspektif ve tavır da gerekli. Bugüne, özellikle yakın geleceğe daha iyimser bakabiliyorum. Nedenleri pek çok... Ve özelliklede 'yaşıyanlar'ın öyküde de başlarını kaldıracaklarını şiddetle umuyor, bekliyorum. Bu bağlamda, uzak olmayan bir zaman periyodunda daha somut şeyler söyleyebileceğimizi düşünüyorum. Şimdilik durum bu.

.

3-Bugün ''genç öykücülerimiz'' gibi bir ''olgu'dan, daraltılmış bu boyutlarda özellikle söz etmek istemiyorum. Az önce belirttiklerimin de açıklayacağı gibi, bunda bir bakış açısı/darlığı gözlemliyorum. Kuşkusuz ki, özellikle emek dergiciliğinde çalışmalarını deltalandıran kimi genç öykücü arkadaşlar ve bular arasında (ilgiye değer çalışmalarıyla) öne çıkanlar var. Ancak 'genç öykücülerimiz' gibi bir 'olgu' henüz içeriğini bulamadı sanıyorum. Öykü; direnen döğüşen genç öykü, kıyılarda dolaşmaktan vazgeçmek, hayatın sarsan gerçekliğine yaslanıp sesini yükseltmek, kendisini yoksayanlara yaratımındaki yetkinlik, sağlıklı ideolojik içerik artı sonuçtaki estetik denge ile ve yantutar tavrı ile kendini ortaya koymak durumundadır. Bu öykü, benmerkezci -bireyin bunalım satıcılığını, yerleşik burjuva-feodal normların saltanatını sarsmak, yıkmak durumundadır. Bu yönde kimi sevindirici çabalar var. Ancak, yaşanan altüst oluşların gerisinde kaldıkça, hayatın gerçekliğine denk düşen eylemliliği kendi kuruluşunda içermedikçe, söz konusu olgu'dan pek sözedilemeyeceği kanısındayım.

''İçerdeki'' öykücüler potansiyelinin nasıl bir etki yaratabileceğini ise zamanla gözlemliyeceğiz atık. Ben umutluyum.

.

4-Hayır; 'Çocuk Öyküsü' konusunda hiçbir şey söyleyemeyeceğim. Bilinenleri yinelemenin yararı yok. Öyküyle ilgili biri olarak öncelikle birşeyler yapamamışsan bu alanda, tesbitlerle aldanmak istemiyorsun kendine. Ancak şu kadarını belirtmeliyim ki, bir yaradan söz edilecekse, 'çocuk öyküsü' olayı, kanayışın anadamarı olur. Daha özelde, toplumsal altüst oluşta, acıların şahı çocukların payına düştü diye düşünüyorum. Babalarını, annelerini, en yakınlarını yitiren ya da çocukluklarını zindan kapılarında yaşayan (!) çocukların sarsıcılıkları, bu dehşet, daha bir anlamlılık! Ve birileri bu çocuklara yaptığının hesabını nasıl vereceğini düşünürken, öykücülerimiz de bir şeyler düşünmek durumundadırlar. Şimdilik bu kadarını diyeyim... Ve bu soruşturmayla buluştuğum şu gün yeni bir açlık grevi içinde olduğumdan (üstelik nispeten uzunca bir açlıktan yeni çıkmışken) doğrusu sözü pek disipline edemedim. Dostlukla...Eylül, 1987

.

YABA-ÖYKÜ/Ocak-Şubat 1988

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile