İnsan, hiç yere söylemiyor bu şarkıyı
Asmin, gökyüzüne en yakın duran bir çiçek ya da geceyi yakan bir dağbaşı ateşi olarak büyüledi beni, etki alanına aldı. Mutsuzluğu, ölümü, coşkuyu ya da aşkı kendi dilime çevirmede ilişki biçimimi çok fazla açıklayamayacağım haliyle her an daha çoğalan olanaklar sundu.
6.jpg-Enver Gökçe Şiir Birincilik Ödülü alan ''Bir Ağızdan'' ile ''Rüzgar ve Gül İklimi'' adlı şiir kitabından sonra neden ''ASMİN'', neden bir öykü kitabı?
.
-Asmin'e ilişkin yazdığı bir yazıda Önder Kızılkaya; ''Ne Asimin'e 'öykü', ne de Mehmet Çetin'e 'öykücü' demeye gönlüm elvermiyor.(...) Mehmet Çetin, yeni bir şiir ve yeni bir dil kurarak şiir serüveninde yeni bir sıçrayışı gerçekleştiriyor.'' diyor. Doğrusu, bir sıçrayışı gerçekleştirdiğim kısmı ayrı bir tartışma konusu olsa da, Önder'in bu yaklaşımını önemsiyorum. Öncelikle bunu söylemem gerekiyor. Kitap hakkında yazılmış yazılardan da bu kitabın ne olduğunu saptayabilmiş değilim. Geneldeki bir beğeninin ötesinde, özlediğimce bir estetik eleştiri ve tanımlama gerçekleşmiş değil. Ama kesin olan bir şey var ki, o da şiirin kitaptaki öykülerin yardımına çağrıldığı ve içerili kılındığıdır. Bu yeni bir şir serüveni olarak tanımlanabileceği gibi, geleneksel öykünün mevziinde eleştiri konusu da yapılabilir, vb.
.
Asmin'de yazdıklarımı ancak böyle yazabileceğimi düşünmüş olmalıyım ki, yazdım. Ama şiir ya da öykü mü bu yazdıklarım, doğrusu çok dert etmedim bunu. Kuşkusuz ki, buna ilişkinimi yaklaşımların var ve ilgili bir tartışmada düşüncelerimi daha örgütlü dile getirmeye çalışırım ama, böylesi bir geçişlilik durumunun daha farkına varılmamış haliyle bende 70'lerin başından bu yana bulunduğunu da belirtmeliym. Şimdilerde yapmaya çalıştığım ise, tartışmaya açıklığıyla birlikte, daha farkında olarak bir yazma pratiği gerçekleştirmek.
.
-Asmin; ölüm, bir yaprağın dala tutunduğu yer, zargana, kendi sesimizde boğduğumuz bir şarkı, ayrılık şarksının nakaratı, yalnızlık öyküsü, ırmakta boğulan çocuk çığlığı, ölümyaralı vesuçlu. Her öyküde ayrı ayrı tanımlanan bu leit motiv öykülerin özeti ya da simgesi derken, 'Çağın ve Şafağın Şiiri' adlı şiirinizde de Asmin'i buluyoruz. Yalnız bu kitaba ait bir sözcük değil, öyleys Asmin'in sizin için anlamı nedir?
.
-Hayır, Asmin'in bendeki karşılığını açıklayamam ya da açıklayıp tamamlayamam! Bunu yapabileceğimi sanmıyorum. Uzun yıllardır bu sığınağı kullanıyorum. Bir tür özgürlük alanı benim için. Uzun yıllar tutsak tutulduğumuz yerde de bir firar eylemi Asmin, özgül anlamından yola çıkartılarak (ve kaçınılmaz olarak da yabancılaştırarak) durmaksızın çoğaltıldı. Çoğaltılanlar da birbirlerini çoğalttı. Yüzüstü ölüme gelen zargana da oldu, intihara an kala bir yerde duran aşk kırgını suçlu da oldu, küsçiçeği Yoldaş da...
.
Evet, ilk kitabımdan bu yana kullandım Asmin'i. Gökyüzüne en yakın duran bir çiçek ya da geceyi yakan bir dağbaşı ateşi olarak büyüledi beni, etki alanına aldı. Bu tutsaklığım ne kadar doğru bilemiyorum ama, nasıl yazılsın ki silinip gitmesin kaygısıyla yazmaya çalıştığım; yani kaçamadığım, kaçmadığım yerde Asmin, mutsuzluğu, ölümü, coşkuyu ya da aşkı kendi dilime çevirmede ilişki biçimimi çok fazla açıklayamayacağım haliyle her an daha çoğalan olanaklar sundu. Söylendiği gibi; ''Asmin dediğimiz biraz da Mehmet Çetin'di'' belki; olumlandığı ya da olumsuzlandığı halleriyle birlikte. Pek çok yerinde saklı buluyorum kendmi ve benim için anlamını indirgemeyi da düşünmüyorum.
.
-''Ahsen Bozan'', ''İnsan Dediğimiz Buluta mı Benzer'' ve ''Mirza Hüseyin de Üşür'' masalsı ve efsanesi bir anatımla oluşturulmuş. Öykülerinizde masala ve efsaneye ait öğelerden yararlanmanızın sebebini öğrenebilir miyim?
.
-Bu çalışmalarımda masal ve efsaneye ait öğelerden fazlaca yararlandığımı samıyorum. Ahsen Bozan dediğiniz Ölüye Mektuplar adlı çalışmamda ise, özellikle bu öğelerin olmadığını düşünüyorum. Ne ki diğer iki öyküde destansı ama daha çok söylence öğelerinden, söyleminden yararlandığım açık. Yararlanma nedenimin yine çalışmalarımın kendisinde içerili/olduğunu düşünyorum. Geçişlilik durumunun küçük kanıtları olduğu da açıktır bu çalışmaların... ki, bu kitapta trajediden, yeni yorum denemelerinden, tiyatro ve yer yer senaryo söyleminden, bilinçakışı tekniğinden ya da fotoğrafçlıktan (vb.) yararlanmaya açlıştığım da açık... ki, yazım kurallarıyla kapışmam da benzer gerçeklerin ardına saklı.
.
-''Unutalım'' adlı öykünüzde 'Özlemeyi bilmeyen insanlar mutlu olmalılar, diye düşünüyorum' diyornuz. 'Özlemekle ölümlü' bir insanı bile anlattığınıza göre, ölüm kadar kaçınılmaz olan bu duyguyu bilmeyen insanlar olabilir mi?
.
-'Özlemekle ölümlü' insanı mı anlattım... denedim sadece, istedim. Ve özlemekle ölümlü oluşu kendinden sonraya bırakıp, tutunduğu yerden koptu o yaprak; Yaşlı Gürcü aşamıyor artık. O, öldü! Ve kitabın yayımlandığı günlerdi... alıp okuyamadım öyküsünü. Öyküyü Levos yazdırmıştı, neredeyse zorlave kendi yarasını -ya da özlemini diyelim- kanata kanata... o, okudu mu... bilmiyorum. Ama ölüme an kala, bu öykünün kendisine, yani özlemekle ölümü o Yaşlı Gürcü'ye okunduğunu öğrendiğimde...
.
Bunu geçelim.
.
Özlemeyi bilmeyen insanların mutlu olabileceklerine gelince, bu benim değil, öyküdeki Lodos'un dediği bir şey... her özlemin mutsuzluk demek olmadığını bilmeme karşın, öykülerin atmosferi, yaşanılan kırılışlar ve özlemin orada kendisini tarif edişi daha çok mutsuzluğa karşılık oluyor. Özlem, insan yaralarımızın kanadığı yeri ve kanatılışı tercüme etmeye çalıştı. Bu anlamda Lodos'un öyküde dediklerini benimseyerek yazdım sanıyorum. Ölüm kadar kaçınılmaz oln bu duyguyu bilmeyen insanlar olduğunu düşünemiyorum ne ki, bunun kimi durumlardai kanatıcılığından kaçanlar, kaçmaya çalışanlar olabilir... bunu olumsuzluyorm.
.
-''Bir ırmağın anadenize olan gereksinmesi neymiş, bazen bir hançerl yoklamak da olsa kalbimdeki suları, öğrenmekmiş. Öğrendim ve savundum ki ırmaklar için değilmiş 'emotional insulation''' diyorsunuz. Bir erkeğin (ırmak) kadına olan gereksiniminde söz konusu olamayacağını savunduğunuz 'emotional insulation' kadın (anadeniz) iin de geçerli mi?
.
-Kuşkusuz bu... yani böyle bir şey tartışılamaz bile. Tartışılırsa, kadınlar açısından bunun çok daha fazla olabileceğinden söz edilebilir ancak. Sevme potansiyelleri ve sevgiye ait emek ve tarihsel an'a ilişkin nesnelliğiyle bu böyle... soruda yer alan alıntı 'Sufle Sevgili, Alla Marcia'dan. Oradaki kişiliklerin duruş biçiminin (sevgi zemininde) getirdiği bir soyutlama o, spesifik bir saptama yani. Irmakla tarif edilmiş erkeğin bu yaklaşımı sevme biçimindeki çaresizliği ya da sonsuzluğuna vurgu yapmak için kullanılmış. Değilse, anı durumdaki kadının bunu diyemeyeceğini söylemiyor. Böyle bir olumsuzlaşması yok. Nitekim, az ilerdeki 'Çınar, Bir Yaprak Daha' adlı öyküde ırmağa dönüşen bu kez de, çapraz ateşlerden âşk ve ayaklanış yenilgilerinden geçip gelen ölümyaralı'nın sevgilisi oluyor.
.
-Ölümü bilmediğimden belki, birçok şeyi onunla tanımlıyoruz: Acıyı, hayal kırıklığını, özlemi, ayrılığı, ihaneti... Asmin'de ise yalnızca yaralanan ve kanayan insanın hayatına son vermesi değil ölüm, aynı anda sonsuzmuş gibi yaşanan bir mutsuzluk anı ya da 'ansız'lığı. Ölüm bu kadar çok tanımı hak ediyor mu sizce?
.
-Ölüm tanımını çoğaltan ben değilim; yaşamımızın kendisi... ölmek ve öldürmk kesinliğinden kaçınamadığımız/kaçmadığımız yakın bir tarihten/yaşayıştan geldik bugüne. Ölüm demenin yetmediği, ölümün karşılayamadığı o kadar çok ölümle blikteydik ki... Ölüm bile yetersiz kalıyor kimi ölümler karşısında, yeni tanımları bizzat kendisi kazandırıyor hayatımıza. Hayatımızdan doğal olmayan ölümlerin çıktığı, ölüm kadar kesin ve sonsuz acılar hayatımızda son bulmadıkça korkarım ki ölüm yeni yeni tanımları kaçınılmaz olarak gereksinir. Bu tanımları kullanışımızla da kimi katlanılmazlıkları/yıkımları ölümle tariflemeye çalışmamız ölümü bilmemizle ilgili değil bana kalırsa, kendimiz ölmeden de ölümü sonsuz kez yaşamamızla ilgili gibi... nitekim, Asmin'de ölümün, yani böylesi ölümlerin çığlık çığlığalığı da bu yakıcılıkla ilgili. Kaçamadım, kaçmadım.
.
-Bugün için düşünürsek, ''geçip geldiğimiz tarihin sahip çıkmakta ekik kaldığı, gülüşü işgal edilmiş çocuğun balladı olan bu ırmak'' yurdunu bulabldi mi?
.
-Gülüşü işgal edilmiş çocuğun balladı olan bu ırmak yurdunu sahiplenirken ölmüyor mu?
.
Ne kadar bulgulanabildi ya da ben ne kadarını yazmayı başardım bilemiyorum ama Asmin insana, bugününe, yarınına ve ütopyasına dair satır arası açıklamalarında en çok bunu anlatmayı denedi. İnsan, hiç yere söylemiyor bu şarkıyı; hayatını kazanmak için. Bunu biliyorum.
.
Ece Algan
VARLIK KİTAP EKİ, SAYI 1



 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile