Diğer Diller
| Şaban Ol ile söyleşi / Mehmet Çetin |
|
Babamın Gölgesinde - -Hollanda'da yaşadığımıza göre yapılan ve yazılan oyunların Hollandaca olması benim için doğal birşey. Sadece son oyunlarımla değil, ben Hollanda'da tiyatro akademisine başladığım andan itibaren bilinçli olarak Hollandacayı seçtim. Aradabir Tükçe oyun da yapıyoruz. Ama bu bir nostalji. Çünkü Türkçe yapılan bir oyunun seyirci olarak karşılığı çok kısıtlı. Belki üç büyük şehirde seyirci olarak karşılığını bulabilir.
-Oyunun yazarı Paul Pourveur benim daha önceden tanıdığım, Hollanda'nın ve Belçika'nın önemli yazarlarından birisi. Tanımadığı bir kültür ve süreç üzerine yazarken (Babamın Glögesinde) oldukça tedirgindi. Öyle olduğu halde yazar olarak eleştirel tavrını hiçbir zaman elden bırakmadı. Türkiyelilerin göç sürecini bence mikro düzeyden makro düzeye çıkardı. Oyunun boyutunu 'Bizans'tan Amsterdam Atatürk Çalışma Kampına' kadar getirdi. Egemen kültürün (kapitalist sistemin) amaçları ve göçmen topluluklarının amaçları arasında bir taraf tutmayarak olayları mümkün olduğu kadar insani boyutuyla ele almaya çalıştı. Bu anlamda da bence hakkaniyeti hiçbir şekilde elden bırakmadı. Karekterlerin içinde bulunduğu durumları göstererek, yargılamayı seyirciye bıraktı.
-Hollanda ve diğer Avrupa devletleri 11 Eylül'den sonra zaten uygulamaya çalıştıkları entegrasyon ve asimilasyon politikalarını iyice sertleştirdiler. Toplumun en alt tabakasında yer alan göçmen toplulukları yeniden bıçak altına yatırıldı. Politikacılar sert bir yabancı politikasının oy getirdiğini görünce ucuz denilebilecek söylemlerle yabancılar (yabancı değil aslında yabancı kökenliler. Nihayetinde bu insanların çoğu Hollandalılaşmış durumda) üzerine yüklenildi. Böyle olduğu halde bir politikacı ya da bir sanatçı vs. çıkıp böyle bir politikanın ucuzluğunu tartışmadı ya da gündeme getirmedi. Biz RAST tiyatrosu olarak elimizi taşın altına sokarak olayların güncel bir durum olmadığını ve 60'lı yıllardan bugüne kadar olan süreci insani boyutuyla göstermeye çalıştık. Bunu yaparken de Hollandalılar kötü (kötü kapitalistler) ve göçmenler mazlum diye bir tutum içine girmedik. Yabancılar ya da göçmenler değil nihayetinde içinde insanların yer aldığı bir hikaye anlatmaya çalıştık.
-Hollandalı ve Türkiyeli seyirci bildiğini zannettiği ve çok güncel olan bir konunun sunuluş tarzını çok beğendi. Oyun şu anda hâlâ tunede olup oynadığı salonlar doluyor. Bu da bizim seçtiğimiz konu ve zamanın doğru olduğunu gösteriyor.
-Çeviri konusuna gelince, benim için bir hobi diyebilirim. Şu anda Metis Boyut yayınlarından çıkan 'Oda ve Adam'Eric De Volder, ve 'Kuzey Işığı' Paul Pourveur'a ait. Hollanda da oturup çalıştığım halde her iki yazar da Belçikalı olup orada yaşamaktadır. Belçikalı tiyatrocu ve yazarlarla olan artistik akrabalığım Hollandalı tiyatroculardan daha kuvvetli. Bu iki oyun da çok değişik yazılmış, benim çok sevdiğim oyunlardır. Ayrıca her iki yazarla da olan kişisel dostluğum bu çevirilere yol açmıştır. Bundan sonra sırada gene aynı yazarların oyunları var.
-'Bamanın Gölgesi'nde' bir üçlemenin göç ve göçmenler konusu olarak sonuncusuydu.
-Sırada şimdi 'Largo Romanamour' ( Gülün Öpüşü ) diye çingene müziğinden esinlenilmiş bir müzikal var. 'Ulises'in Dönüşü' adlı yarım kalmış bir oyun var. Büyük bir ihtimalle 'Largo Romanamour'un provaları Türkiye'de yapılacak ve oyun büyük salonlarda oynanacak. Bu oyun aynı zamanda Rast'ın büyük salonlar için yapılacak ilk oyunu olacak.
Avrupa ÜTOPİYA Dergisi
|

